Hıristiyanlık,
(İsa'nın adından İsevilik, İsa'nın doğum yerine
atfen Nasranilik de denir) Ortadoğu kökenli,
tektanrılı din[kaynak belirtilmeli].
Hıristiyanlık inancına sahip kişilere Hıristiyan
denir. Yaklaşık 2 milyar Hıristiyan
vardır[kaynak belirtilmeli]. Bu yönüyle (cemaat
sayısı bakımından) dünyanın en büyük
dinidir[kaynak belirtilmeli]. Dünyanın her
yerine yayılmış olmakla birlikte yoğun olarak
Avrupa'da, Amerika'da, güney Afrika'da ve
Avusturalya'da bulunmaktadırlar. Binlerce
mezhebi olan Hıristiyanlığın başlıca mezhepleri
(kiliseleri), Roma Katolik Kilisesi (1.2 milyar
kişi), Protestan Kilisesi (360 milyon) ve
Ortodoks Kilisesi'dir (170 milyon).
Hıristiyanlar Kutsal Kitap'a (Eski ve Yeni
Anlaşma) inanırlar. Hıristiyanlık, Yahudiliğin
devamı olarak ortaya çıkmıştır[kaynak
belirtilmeli]. Kutsal Kitap'ın ilk kısmı (Eski
Antlaşma), Yahudilerin kutsal kitaplarından
Tanah ile aynıdır. Hıristiyanlar, İsa'nın Mesih
olduğunu kabul ederler. Bununla birlikte İsa
Yahudilik'te mesih veya peygamber olarak kabul
edilmez.
İslam dinine göre Hıristiyanlık, Semavi
Dinler'den biridir, Hristiyanlar 'Ehl-i Kitap'
yani kendisine kutsal kitap gönderilenler olarak
kabul edilirler ve Hz. İsa Allah'ın
peygamberlerindendir.
Kelime Anlamı [değiştir]Hıristiyan sözcüğünün
kökeni, İbranice'deki maşiah (mesih) kelimesine
dayanır. İbranice 'kutsal yağ ile ovulmuş,
kutsanmış' anlamına gelen Mesih kelimesinin
Yunanca karşılığı olan Khristos kelimesinden
türemiştir [2]. Hıristiyan, "Mesih'in yandaşı",
"Mesih'e bağlı" anlamına gelir.
İsrail kralları ve yüksek rahipleri, yeni
görevlerinin simgesi olarak yağla
kutsanırlardı[kaynak belirtilmeli]. Tevrat'ın
birçok yerinde bu işlemin yapıldığına dair
ayetler vardır. Geniş anlamıyla bu unvan
"Tanrının bir görev vermek üzere seçmiş olduğu"
kişileri de kapsıyordu. Eski Antlaşma'nın "Yeşaya"
kitabında Yahudileri sürgünden kurtaran Pers
kralı Kiros'a da bu ünvanla (mesih) hitap
edildiği görülür.
Hıristiyan İnanışı Hıristiyanların neye inandığı
şu şekilde özetlenebilir:
"Tanrı insanları iyi amaçlarla yaratmıştı, bütün
insanların kendisiyle birlikte Aden Bahçesi'nde
mutlu ve esenlik içinde yaşamasını istiyordu.
Her türlü olumsuzluktan, kötülükten uzak olan
kutsal Tanrı insanların da böyle yaşayarak onu
yüceltmesini istiyordu[kaynak belirtilmeli].
"Ancak insanlar günah işleyerek ona başkaldırdı.
Yeryüzünde günah işlemeyen kimse yoktur. Çünkü
herkes şu ya da bu biçimde Tanrı'nın hoşuna
gitmeyecek sözler söylemekte, eylemleri
gerçekleştirmekte ya da aklından olumsuz
düşünceleri geçirmektedir. Bunların hepsi
günahtır. İnsanlar günah işledikleri için
Tanrı'dan uzaklaştılar. Giderek daha çok
mutsuzluk, yalnızlık ve çözümsüzlük içinde
yaşamaya başladılar. Günahın bedelini
ödüyorlardı. Tanrı adil olduğu için günahları
yargılamak durumundadır ve günahın cezası
ölümdür. Ölüm, insanın yaşamın tek kaynağı olan
Tanrı'dan ayrı, uzak kalması demektir[kaynak
belirtilmeli].
"Ancak Tanrı insanları sevdiği için onları
ölümden kurtarabilmek için bir yol bulmak
istedi. Ve kendisinden bir öz olan İsa'yı
dünyaya yolladı. "Çünkü Tanrı dünyayı o kadar
çok sevdi ki, biricik Oğlunu verdi. Öyle ki,
O'na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, ama
hepsi sonsuz yaşama kavuşsun" (Yuhanna 3:16)."
"İsa Mesih bir insan olarak bu dünyaya geldi.
Bir bebek olarak doğdu, gençliğini yaşadı ve her
zaman Tanrı'nın arzusuna göre davrandı. Hiç
günah işlemedi. Konuşmalarında bu dünyadaki
insanları kurtarmaya geldiğini vurguluyordu.
Sonunda çarmıhta ölerek bu kurtarma eylemini
gerçekleştirdi[kaynak belirtilmeli]. Bütün
insanların günahı için İsa çarmıhta öldü[kaynak
belirtilmeli]. İşledikleri günahlar, suçlardan
dolayı insanların almaları gereken cezayı İsa
üstlendi. Artık hiç kimse günahlarından dolayı
acı çekmek, baskı görmek, ölmek zorunda
değildir. çünkü İsa çarmıhta bütün dünyanın
uğruna öldü[kaynak belirtilmeli].
"İsa'yı bir mezara koydular. üçüncü gün ölümden
dirildi[kaynak belirtilmeli]. Böylece İsa'nın
sağladığı kurtuluşun gerçek olduğu kanıtlandı.
İsa dirildiğine göre ona inanan herkese sahip
olduğu sonsuz yaşamı verebilir."
"İncil'de şöyle yazar: "İsa'nın Rab olduğunu
ağzınla açıkça söyler ve Tanrı'nın onu ölümden
dirilttiğine yürekten iman edersen kurtulacaksın
(Romalılar 10:9)." Bu ayetin anlamı şudur: Eğer
İsa'nın sizin günahlarınız için öldüğüne ve size
sonsuz yaşam vermek üzere ölümden dirildiğine
inanıyorsanız ve İsa'yı yaşamınızın efendisi,
her şeyin üzerindeki en üstün yetkili olarak
kabul ederseniz onun sağladığı kurtuluşa
kavuşabilirsiniz."
"İsa yakında tekrar gelerek yeryüzünde yaşayan
halkına sağladığı kurtuluşu her yönüyle
gerçekleştirecektir. Bu nedenle Hıristiyanlar
İsa'nın bütün buyruklarına uyarak yaşar ve onun
tekrar gelişini dört gözle beklerler."
Hıristiyanlar inançlarınının özetini
anlatabilmek, kısaca açıklayabilmek için çeşitli
iman ikrarları, iman açıklamaları, inanç
açıklamaları, ilmihaller, katekizmler
kullanırlar.
En eski ve kısa olan iman açıklaması, Elçilerin
İman Açıklaması şu şekildedir (Orijinal
Latince'den çevirisi);
İnanırım :ALLAHA
Çarmıh Teolojisi [değiştir]Kutsal Kitap’a göre
insan daha günaha düşmeden önce Eden bahçesinde
"iyiliği ve kötülüğü bilme ağacı" veya "yaşam
ağacı" vardı, Tevrat, bu ağacın "meyvesinden"
yendikten sonra Adem ile Havva'ya "utanma
duygusu" oluştuğunu ve üzerlerinin örtüldüğünü
bildirir, Hıristiyanlara, özellikle katolik ve
ortodokslara göre sembolik olan bu anlatım
insanın bir şekilde günaha düşüp başka
yaratıklar haline gelmesini ifade etmektedir.
Adem ile Havva'nın günahı nedeniyle doğalarını
değiştirecek bir süreç meydana gelmiştir,
dünyadaki insanlar da onların soyundan oldukları
için doğaları günaha yatkındır.
Hıristiyanlara göre Tanrı'nın yapamayacağı
şeyler vardır, doğasına aykırı olan
davranışlarda bulunamaz; yalan
söyleyemez,günahları keyfi bir şekilde affedemez
çünkü bu onun sonsuz adaletinden vazgeçmesi
anlamına gelir.
Hıristiyanlara göre Tanrı "keyfiyen" hareket
edemez çünkü o sonsuz adalet ve sonsuz merhamet
sahibidir.
Tanrı doğal olarak sonsuz adalet sahibi olduğu
için insanı en ufak bir düşüncesinde dahi
yargılaması gerekir.İnsan da günaha yatkın
olduğundan bu düşünceleri davranışları kendisi
ne kadar isterse istesin engelleyememektedir
çünkü doğası günaha yatkındır.İncil'de Pavlus bu
düşünceyi şöyle açıklamaktadır:
Rom 7:14 Yasa'nın ruhsal olduğunu biliriz. Ben
ise bedenselim,günaha köle gibi satılmışım.
Rom 7:15 Ne yaptığımı anlamıyorum. Çünkü
istediğim şeyi yapmıyorum; nefret ettiğim ne
ise, onu yapıyorum.
Rom 7:16 Ama istemediğim şeyi yaparsam, Yasa'nın
iyi olduğunu kabul etmiş olurum.
Rom 7:17 O halde bunu artık ben değil, içimde
yaşayan günah yapıyor.
Rom 7:18 İçimde, yani doğal benliğimde iyi bir
şey bulunmadığını biliyorum. İçimde iyiyi
yapmaya istek var, ama güç yoktur
Rom 7:19 İstediğim iyi şeyi yapmıyorum,
istemediğim kötü şeyi yapıyorum
Rom 7:20 İstemediğim şeyi yapıyorsam, bunu yapan
artık ben değil, içimde yaşayan günahtır.
Rom 7:21 Bundan şu kuralı çıkarıyorum: ben iyi
olanı yapmak isterken, içimde hep kötülük
vardır.
Rom 7:22 İç varlığımda Tanrı'nın Yasasından zevk
alıyorum.
Rom 7:23 Ama bedenimin üyelerinde başka bir yasa
görüyorum. Bu da aklımın onayladığı yasaya karşı
savaşıyor ve beni bedenimin üyelerindeki günah
yasasına tutsak ediyor.
Rom 7:24 Ne zavallı insanım! Ölüme götüren bu
bedenden beni kim kurtaracak?
Tanrı sonsuz adalet sahibi olduğu gibi sonsuz
merhamet sahibidir ve bu ikisinin çelişmesi
olanaksızdır
Tanrı eğer sonsuz merhametini kullanıp günahları
keyfiyen affetmeye kalkarsa bu durum Tanrı'nın
sonsuz adaleti kavramıyla çelişir bu nedenle
"keyfiyet" mümkün değildir. Bu bir mahkemenin
bir sanığı yargılarken "oğlum pişman mısın?"
"pişmanım" "öyleyse affettim hadi git" demesine
benzer, Hıristiyanlara göre bu "adaletli" bir
yaklaşım değildir.
Tanrı günahlara karşı sonsuz adaletini
göstermeye kalksa insanoğlunu kesinlikle çok
şiddetli biçimde cezalandırması gerekir
insanoğlunun tam saf kutsal Tanrı karşısında
günahlı olduğu kabul edilir, yaptığı en ufak bir
hata karşısında, Tanrı'nın sonsuz adaleti olduğu
için, insanları cezalandırması gerekir insanoğlu
da bu şekilde gün yüzü görmez.
Hıristiyanlara göre "saf olmak", yüreğinde,
düşüncelerinde, eylemlerinde ve daha pek çok
alanda hiçbir kötülüğü,ahlaksızlığı,fesatlığı
barındırmamak ve Tanrı'nın kutsal kurallarına
%100 itaat etmek anlamına gelmektedir.Bugün
insanların bu gücü yoktur çünkü dünyanın bugün
en iyi insanı bile bir kırıntı kadar olsa da,
hayatında en az bir kere, ufacık bir fesatlık
düşünmüştür, ufacık bir kötülük düşünmüştür ya
da bir bayana şehvet gözüyle bakmıştır. Sonuç
olarak bir insan hayatında ufacık kötülük
yapmasa bile ki bu bile mümkün değildir, bu
sayılan olguları bir defa "düşünmesi" dahi onun
saflığını kaybetmesine neden olur.
Hıristiyanlara göre yapılan iyi işler de aslında
kesinlikle insanların saf olduğunu
göstermemektedir çünkü bu iyi işleri yaparken de
akıldan çok ufak da olsa çıkarcılık veya
menfaatçilik ya da kötü düşünce geçmektedir.
Bu durum Eski Ahitte (tevrat) şöyle anlatılır...
İşaya 64:6 "Hepimiz murdar olana benzedik, bütün
doğru işlerimiz kirli adet bezi gibi. Yaprak
gibi soluyoruz, Suçlarımız rüzgar gibi
sürükleyip götürüyor bizi"
İşte Hıristiyanlara göre çarmıh olayının
gerçekleşmesi ile "Tanrı'nın sonsuz merhameti"
de devreye girmiştir.
Bir yanda Tanrı'nın sonsuz adaleti, diğer yanda
Tanrı'nın sonsuz merhameti ikisi de birbiriyle
çelişmemeli ve çelişemez...
Hıristiyanlara göre bu durumda yine Tanrı'nın
"bir şeyler" yapması gerekmektedir, bu nedenle
sonsuz merhametini göstermiş ve İsa Mesih'i
dünyaya yollamıştır.
Yu 3:16 "Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi
ki, biricik Oğlunu verdi. Öyle ki, O'na iman
edenlerin hiçbiri mahvolmasın, ama hepsi sonsuz
yaşama kavuşsun."
Hıristiyanlara göre üzerimizdeki haklı olan
Tanrı yargısını kaldırmak adına İsa Mesih
insanlar için öldü...
Bu durum, gerçekten suçlu olan kendi kızını
yargılamak zorunda olan yargıç örneğine benzer,
yargıç kızını çok sevmektedir ama "merhamet" ve
"adalet" kavramları da çatışamaz; yargıç, kızına
"affettim seni git hadi" derse "adalet", ağır
bir şekilde cezaya çarptırırsa da "merhamet"
kavramları yok olacaktır, mantıksal olarak tek
çıkar yol yargıçın kızını ağır bir şekilde para
cezasına çarptırması ve daha sonra bu parayı
kendisi ödemesidir.
İşte çarmıh konusunun mantığı da, Hıristiyanlara
göre bu şekildedir.Tanrı'nın haklı yargısını,
İsa'nın ölümü ortadan kaldırmıştır.
Tanrı'nın adaleti, İsa'nın ölümüdür, Tanrı'nın
merhameti de İsa'nın dünyaya gelmesidir.Bu
şekilde "sonsuz adalet" ve "sonsuz merhamet"
kavramları çelişmemiştir.
Hıristiyanlar, günahlara neyin tam olarak
kefaret sayılacağının Tevrat'ta açıklandığına
inanırlar:
Levililer 17:11 "Çünkü canlılara yaşam veren
kandır. Ben onu size sunakta kendinizi günahtan
bağışlatmanız için verdim. Kan yaşam karşılığı
günah bağışlatır"
Tevrat'ta günahları bağışlatma yöntemleri
"geçici olarak Tanrı'nın gazabından kaçınmak"
anlamını ifade eder.Yani tevbe edilmesi pişman
olunması ve sunak sunulması "Tanrı'nın bir
azabından kaçınmak,geçici olarak özel bir
cezanın iptal olması" anlamlarını taşımaktadır.
Bu teolojinin yanında İsa'nın ölmesini
gerektirecek bir konu daha olduğu söylenebilir
İnsanın işlediği her günah düşündüğü her günah
ya da iman etmemesi Tanrı'yı reddetmesi
Tanrı'nın onurunu kırar.İsa Mesih bütün "onur
kırıcılığı" ve "utancı" da üzerine almıştır.En
utanç verici bir şekilde işkence görmüş, kul
özüyle insan ruhunun yaşayabileceği her şekilde
acı çekmiştir, Tanrı'nın sonsuz merhameti bu
şekilde gerçekleşmiştir.
Kutsal Kitap literatüründe Tevrat'tan gelen bir
gelenek olduğuna inanılır,bu, "kurbanın herhangi
bir kusuru olmaması gerekliliği"dir.İslamda da
kurban bayramında bir koç keserken koçun
sağlıklı ve kusursuz olmasına dikkat edilir.
Hıristiyanlara göre İsa'nın ölümünün bir
"değeri" olması için onun tam saf bir insan
olması gerekir ancak Kutsal kitabın beyanına
göre insan günahlıdır, yeryüzündeki hiç kimse
tamamen saf değildir,olamaz da...İnsanoğlu
tamamen saf olamaz, bu onun doğasına
aykırıdır.Tam ve saf kutsal olan biri varsa o da
Tanrı'dır.
"Ölümün değeri" olması için kurbanın tamamen saf
olması gerekir...
İnsanoğlu da saf olamayacağına göre Tanrı'nın
sözü İsa'ya, yani bir insan bedenine yüklenmiş
hipostatik birleşme yoluyla İsa Mesih dünyaya
gelmiştir, Hıristiyanlara göre o %100 insan ve
%100 Tanrı'dır."Tanrı" olması gerekmektedir
çünkü Tanrı'dan başka kimse saf değildir, aynı
zamanda insan olması gerekir çünkü Tanrı'nın
adaletini yerine getirmek için kurban olmalıydı.
Bu nedenle İsa, İncil'de sürekli "bende günah
olmadığını bilirsiniz" der.Ayrıca yine İsa
İncil'de "Canımı benden kimse alamaz ben onu
kendiliğimden veririm" demiştir...
Hristiyanlığın kökenine dair iddialar
[değiştir]Bazı Müslüman yazarlar ve
Hıristiyanlığı bırakmış olan yazarlar (Rahip Dan
Barker, Tom Harpur, Timothy Freke, Arthur
Weighall gibi), Hıristiyanlığın Yunan
paganizminden etkilendiğini iddia etmektedir.
Onlara göre Hıristiyanlık, Museviliğin
Yunanlılaştırılmış, putperest dinine
dönüştürülmüş halidir. [kaynak belirtilmeli]
İncil'in içinde pek çok pagan öğesi
bulunmaktadır. İsa'dan önce de ölen ve dirilen
pagan Tanrıları vardı. Grekoromen etkisinde
büyümüş Hıristiyanlık da bu grekoromen pagan
dinlerinin devamı niteliğindedir. Grekoromen
kültürün hıristiyanlığı etkilediğine kanıt
olarak Yeni Ahit'in İsa'nın konuştuğu dil olan
Aramice değil, Yunanca yazılmış olması da
gösterilmektedir.
İsa’nın "Tanrı oğlu" yahut "Tanrı'nın özünden
Tanrı" olması, İsa'nın kanıyla
günahlardan/suçlardan arınma fikri (İbraniler
13:12, Romalılar 3:25-26, vs.), İsa'nın ölüp
dirilmesi, şeytana karşı savaşıp zafer kazanması
ve daha pek çok öğe, Grekoromen pagan dinlerinin
ayrıca bunlara bağlı mistik gizem kültlerinin
etkileri sonucudur.
Hıristiyanlığı doğrudan etkileyen Yunan
tanrılarından birinin Dionisos olduğu iddia
edilmektedir. Diyonizos Greklerde "şarap
Tanrısı" idi. Buna kanıt olarak Dionisos'un da
İsa'nın da geleneğe göre 25 Aralık'ta doğmuş
olması gösterilmektedir.
Yeni Ahit'te eski Yunan - pagan etkilerinin,
gizem kültlerinin en çok görüldüğü bölümlerin "Yuhanna
İncili" ve Pavlus’un mektupları olduğu iddia
edilmektedir. Bu bölümleri paganlıktan
Hıristiyanlığa dönmüş kişilerin yazdığını tahmin
edenler vardır. [kaynak belirtilmeli]
Yuhanna İncili'nde paganizmden kaynaklanan pek
çok "mistik" ve "gizem" anlatımları bulunduğu
öne sürülmektedir. Örneğin: İsa onlara şöyle
dedi: "Size doğrusunu söyleyeyim, insanoğlunun
bedenini yiyip kanını içmedikçe, sizde yaşam
olmaz. Bedenimi yiyenin, kanımı içenin sonsuz
yaşamı vardır ve ben onu son günde dirilteceğim.
Çünkü bedenim gerçek yiyecek, kanım gerçek
içecektir. Bedenimi yiyip kanımı içen bende
yaşar, ben de onda. (Yuhanna 6:53-56)
Bu ayetlerin kaynağı olarak Eski Yunanlıların
pagan Dionisos ve Attis kültü gösterilmektedir.
Bu kültteki bir ayinde, Dionisosçular sembolik
olarak (hatta bazen bir hayvanı kurban ederek
onun etini sembolleştirip) Dionysos'un etini
yiyip kanını içiyorlardı. Bu sembolik ayin ile
Diyonizos'un ruhuyla birleştiklerine, ölümsüz
olduklarına, arınıp yeniden doğduklarına
inanıyorlardı. (Prof. Barry Powell'in belirttiği
gibi) [kaynak belirtilmeli]
Aynı gelenek Mitraizm'de de mevcuttu, son derece
dikkat çekici olarak, Pagan Tanrısı Mitra da
İsa'dan yüzyıllar önce bir yazıtta şöyle
demiştir:
"Benim bedenimden yemeyecek kanımdan içmeyecek
ve böylece benimle bir olmayacak kişi,
kurtulamayacak kişidir!"
Bu pagan deyişi, Yuhanna'daki ifadenin hemen
hemen aynısıdır!
İncil'in içinde Dionisos gizem kültünden direkt
olarak etkilendiği iddia edilen anlatımlardan
biri yine Yuhanna İncili'nde bulunur:
Yu 2:1 "Üçüncü gün Celile'nin Kana köyünde bir
düğün vardı. İsa'nın annesi oradaydı......
Yu 2:7 "İsa hizmet edenlere, «Küpleri suyla
doldurun» dedi. Küpleri ağızlarına kadar
doldurdular.
Yu 2:8 Sonra hizmet edenlere, «Şimdi bundan
alın, şölen başkanına götürün» dedi. Onlar da
götürdüler.
Yu 2:9-10 Şölen başkanı, şaraba dönüşmüş suyu
tattı...............
Yu 2:11 İsa bu ilk mucizesini Celile'nin Kana
köyünde yaptı ve yüceliğini gösterdi.
Öğrencileri de O'na iman ettiler."
Suyu şaraba dönüştürme mucizesini
gerçekleştiren, o yıllarda son derece popüler
olan Yunan şarap tanrısı Dionisos'tur. Dionysos
da pek çok kere suyu şaraba dönüştürmüştü ve bu
mucize de o yıllarda Efeslilerce her yıl
kutlanmaktaydı. Bu en önemli ve en "popüler"
mucizenin, İsa'nın da ilk gerçekleştirdiği
mucize olarak anlatılmasının, Hristiyanlığın
paganizmden geldiğini savunanlar tarafından
oldukça "anlamlı" olduğu iddia edilmektedir.
Dikkat çekici olarak görülen bir diğer konu,
suyu şaraba dönüştürme mucizesinin gerçekleştiği
mekandadır. Mite göre, Dionysos'un ilk kez suyu
şaraba dönüştürdüğü mekan da aynı İncil'de
anlatıldığı gibi bir düğündü, Ariadne ile
Dionysos evleniyorlardı, İsa'ya uyarlanan suyu
şaraba dönüştürme mucizesi de incil'de
anlatıldığı üzere bir düğünde gerçekleşmiştir.
Bugün kiliselerde yapılan ayinlerin bu eski
pagan kültüne dayandığı iddia edilmektedir.
Özellikle katolik ve ortodoks kiliselerinde
ekmek bölünür, İsa'nın eti ya da bedeni
denilerek yenir. Kırmızı şarabın, gerçekten
İsa'nın kanına dönüştüğüne inanılır "İsa'nın
kanı" diyerek içilir. Yuhanna İncili'nin
yazarının Paganların bu ayinini, İsa'ya
uyarladığı öne sürülmektedir.
Buna karşılık, şarap ve ekmek (üzüm ve buğgay)
tipik Akdeniz iklimi ürünleri olduğu ve İsa'nın
döneminde de son derece yaygın oldukları için,
yine aynı yöredeki başka kültürlerle ortak
sembol olmaları doğal karşılanabilir.
Jung'a göre, bu ayin bir tür kurban ayinidir.
Hz. İsa, kendisini kurban etmektedir ve kurbanın
adandığı kişi de yine kendisidir. Bu bir tür
birleşimi sembolize eder. Tanrı, eril ve dişil,
yersel ve göksel unsurları kendi bütünlüğünde
toplamaktadır (Jung, C.G., Transformation
Symbolism in the Mass, Ark Paperbacks, Londra
1993, s 117). Dolayısıyla bu ayin pagan
ayinlerinin ötesinde bir anlam içermektedir.
İsa'nın üçüncü gün ölümden dirilmesinin de
Dionisos kültürüyle ilgili olduğunu savlayanlar
vardır. Dionisos ile ilgili hikayelerin çoğunda
Diyonizos ölür, gömülür ve sonra ölümden
dirilir. Hatta Dionisos'un ölümden dirilmesi bu
pagan dininin taraftarlarınca her yıl
kutlanıyordu.
Ayrıca Eski Yunan dinlerinde MÖ 400 yılından
itibaren "pharmakos" kavramı önem kazandı.
Pharmakos "günah keçisi" anlamına gelir.
Dionysos'da kutsal "pharmakos" idi. Yani aynı
İsa gibi kaderinde acı çekmek ve insanların
iyiliği için ölmek vardı. İnsanların günahlarını
kanıyla affettiriyordu. [
Hıristiyanlığın bir diğer pagan kaynağının ise
Mitracılık olduğu iddia edilmektedir. Bu da
Dionysos kültü gibi bir gizem kültü idi. Pek çok
bilim adamı ve yazar Mitraizmin Hıristiyanlığı
doğrudan etkilediğini söylemektedir.
Roma Mitrası'nın da Hıristiyan İsa'sı ile
benzeşen pek çok yönü olduğu öne sürülmektedir.
Mitracılığın Roma versiyonunda Mitra ölüp
dirilir, kendini insanlık uğruna feda eder.
Ayrıca, pagan dinleriyle Hıristiyanlık arasında
bağlantı kurmaya çalışan kişiler, haç ve balık
sembollerinin, Hıristiyan kültüründeki
süslemelerin pagan kökenli olmasına da
değinirler.
Ancak bu tür benzerliklere başka dinler arasında
da rastlanmaktadır. Örneğin, pagan (putperest)
dönemde Arapların bir Ay Tanrıçası olduğu,
camilerde bol miktarda görülen ay sembollerinin
bu tanrıçaya dayandığını iddia edenler de
vardır.
Hristiyanlığın tahrif edildiğini savunan bazı
kişiler, Hıristiyanlığın kurucusunun Aziz Pavlus
olduğunu iddia etmektedirler. Bunların en
ünlülerinden biri Tevrat uzmanı ilahiyatçı Prof.
Hyam Maccoby'dir.
Pavlus Yunan felsefesine hakimdi, Yunan
kültürünü çok iyi biliyordu. Pavlus'un
Hıristiyanlığa "Tanrı'nın oğlu", "çarmıhta
ölerek günahlara kefaret olma", "İsa'nın kanıyla
yıkanıp aklanma" gibi öğretileri eklediği iddia
edilmektedir.
Hipokrat'ın öğretmeni olan Asclepius'un
hastaları tedavi ettiği hatta ölüleri dirilttiği
söylenirdi, incil yazarlarının da bu mucize
olarak görülen olguları İsa'ya uyarladıkları
iddia edilmektedir, hatta Pagan yazar Celsus,
İsa'nın ölü diriltme mucizeleri ile İsa'dan önce
yaşamış Asclepius'un ölü diriltme özelliklerini
karşılaştırmıştır.
Pagan hikayeleri ile hristiyanlık arasında son
derece dikat çekici olduğu söylenen
benzerliklerden biri de "suları dindirme"
mucizesidir:
Mar 4:37 "Bu sırada büyük bir fırtına koptu.
Dalgalar kayığa öyle saldırıyordu ki, kayık
neredeyse suyla dolmuştu.
Mar 4:38 İsa, kayığın kıç tarafında bir yastığa
yaslanmış uyuyordu. Öğrenciler O'nu uyandırıp,
«Öğretmenimiz, batıyoruz! Hiç aldırmıyor musun?»
dediler.
Mar 4:39 İsa kalkıp rüzgârı azarladı, göle,
«Sus, sakin ol!» dedi. Rüzgâr dindi, ortalık
sütliman oldu."
Pitagor da, mitlerde anlatıldığında göre,
havarileri denizlerde nehirlerde daha kolay yol
alması için dalgaları, denizleri ve nehirleri
mucizevi bir şekilde dindirmiştir.
Bu "dalgaları ve rüzgarı dindirme" mucizesini
daha önce Empedocles, Epimenides, Abaris de
gerçekleştirmişti.
Bir Pagan olan Tyana'lı Apollonius da aynı İsa
gibi, hastalıkları iyileştiriyor, mucizeler
yapıyor ölüleri diriltiyor ve kötü ruhları
kovuyordu, İncil'de anlatılan hemen hemen her
mucizeye Apollonius da İsa'dan önce sahipti.
Bir başka "çok dikkat çekici" olan benzerlik de
kötü ruhlar ve onların domuz sürüsü içine
girmesidir:
Mar 5:11 Orada, dağın yamacında otlayan büyük
bir domuz sürüsü vardı.
Mar 5:12 Kötü ruhlar İsa'ya, «Bizi şu domuzlara
gönder, onlara girelim» diye yalvardılar.
Mar 5:13 İsa'nın izin vermesi üzerine kötü
ruhlar adamdan çıkıp domuzların içine girdiler.
Yaklaşık iki bin domuzdan oluşan sürü, dik
yamaçtan aşağı koşuşarak göle atlayıp boğuldu."
Kötü ruhların bir domuzun içine girmesi yani
aynı motif Eleusis'teki pagan gizem ayinlerinde
bulunmaktadır.
Bu pagan ayinine göre, inisiyasyon öncesi arınma
işlemi olarak 2000 kadar inisiye (Tam olarak
İncil'de verilen sayı!) domuzlarla birlikte
arınmak için yıkanırdı, böylece kötü ruhların
kendilerinden çıkarak domuzlara geçtiğine
inanırlardı ve domuzlar kendilerini uçurumdan
aşağı atarak bir nevi "doğal kurban" olurlardı,
hemen hemen aynı motif İncil'de İsa'nın
hikayesine uyarlanarak anlatılmıştır.
Bir başka pagan motifi şu ayetlerde anlatılır:
Elç 2:6 "Bunlar sesi işittikleri zaman büyük bir
kalabalık halinde toplandılar. Her biri kendi
dilinde konuşulduğunu duyunca şaşakaldılar.
Elç 2:7 Hayret ve şaşkınlık içinde, «Bakın, bu
konuşanların hepsi Celileli değil mi?» diye
sordular.
Elç 2:8 «Nasıl oluyor da her birimiz kendi ana
dilimizi işitiyoruz?
Elç 2:9-11 Aramızda Partlar, Medler, Elamlılar
var. Mezopotamya'da, Yahudiye ve Kapadokya'da,
Pontus ve Asya ilinde, Frikya ve Pamfilya'da,
Mısır ve Libya'nın Kirene'ye yakın bölgelerinde
yaşayanlar var. Hem öz Yahudi hem de Yahudiliğe
dönme Romalı konuklar, Giritliler ve Araplar var
aramızda. Ama her birimiz Tanrı'nın büyük
işlerinin kendi dilimizde konuşulduğunu
işitiyoruz.»"
Aynı motifi, İsa'dan yüzyıllar önce Trophonius
ve Delos'ta anlatılmıştır.Efaaneye göre buradaki
kahinler bazılarının anlayamayacağı biçimde
konuşur bazı tanıklar her birinin kendi ana
dillerinde konuştuklarını işitmiştir.
İsa'dan yüzyıllar önce oluşmuş Osiris-Dionysos
mitsel motiflerinde ve anlatımlarında İsa'nın
hikayesiyle yakından ilgili pek çok detay bulmak
mümkündür ve aradaki benzerliklerin "şaşırtıcı"
olduğu dile getirilmektedir:
Osiris-Dinonysos, aynı İsa gibi, Tanrı'nın
yaptığı etten kemikten bir varlık ve Tanrı'nın
oğlu'dur.
Osiris-Dionysos, aynı İsa gibi, dünyanın
günahları nedeniyle bir kurban olarak Paskalya
zamanında ölmüştür.
Osiris-Dionysos'un ölümü ve yeniden dirilişi,
aynı hristiyanlıkta olduğu gibi, onun etini ve
kanını sembolize eden ekmek ve şarabın yenilip
içilmesinden oluşan bir ritüel ile kutlanır.
Osiris-Dionysos'çular da aynı hristiyanlıkta
olduğu gibi, kendi kurtarıcılarının son günlerde
tekrar dünyaya geleceğine inanmışlardı.
Osiris-Dionysos ölümünün ardından cehenneme iner
ve aynı İsa gibi, üçüncü gün yeniden dirilir ve
aynı İsa gibi göğe yükselir.
Osiris-Dionysos'un babası aynı İsa'nın "babası"
gibi Tanrı'dır, ayrıca annesi de aynı İsa'nın
annesi gibi bakiredir.
Çeşitli bilim adamları; Hristiyanlık ile
Paganizm arasındaki daha pek çok benzerliğin
kilise tarafından eskiden beri bilindiğini bu
nedenle de eski Roma kilisesinin bu kanıtları
ortadan kaldırmak için, gücünün elverdiği
ölçüde, bütün pagan yazıtlarını ve belgelerini
sistematik olarak yok etmeye çalıştığını ve
büyük ölçüde de başardığını söylemektedir.
Paganizm ve hristiyanlık arasındaki bu büyük
benzerlikler, Celsus gibi pagan yazarları
tarafından açıkça dile getirilmişti ve
biliniyordu, Tertullian, Justin Martyr, Irenaeus
gibi kilise babaları da paganizm ile dinlerinin
bu kadar birbirine benzemesinden çok rahatsız
olmuşlardı ve bu benzerliklerin olsa olsa
"şeytan işi" olduğunu öne sürüyorlardı! Onlara
göre "şeytan", hristiyanlık oluşmadan yüzyıllar
evvel pagan dinlerine nufüz etti ve onları daha
oluşmamış olan hristiyanlığın taklidi yaptı!
Bazı Müslüman yazarlar, Pavlus'tan önce ve onun
döneminde, İslam inançlarını paylaşan
Hıristiyanlar olduğunu iddia ederler. İncil'deki
bazı ayetlerin bu görüşü desteklediğini öne
sürerler. Örneğin Pavlus, kendisinin
tanıttığından "farklı bir İsa Mesih" tanıtan
elçilerin olduğundan bahseder ve pek çok ayette
onları lanetler. (Gal 1:9)
2Ko 11:4 "Çünkü size gelen ve bizim
tanıttığımızdan değişik bir İsa'yı tanıtanları
pekâlâ hoş görüyorsunuz. Ayrıca, aldığınız
ruhtan farklı bir ruhu ve kabul ettiğinizden
farklı bir müjdeyi kabul ederek bunları hoş
görüyorsunuz.
2Ko 11:5 Bu sözüm ona üstün elçilerden hiç de
aşağı olduğumu sanmıyorum!
2Ko 11:6 Acemi bir konuşmacı olabilirim, ama
bilgide acemi değilim. Bunu size her durumda her
bakımdan açıkça gösterdik.
2Ko 11:7 Sizin yücelmeniz için kendimi
alçaltarak Tanrı'nın müjdesini size karşılıksız
bildirmekle günah mı işledim?
2Ko 11:8 Size hizmet etmek için yardım aldığım
başka toplulukları âdeta soydum.
2Ko 11:9 Aranızdayken ihtiyacım olduğu halde
hiçbirinize yük olmadım. Çünkü Makedonya'dan
gelen kardeşler eksiklerimi tamamladılar. Size
yük olmamaya hep özen gösterdim, bundan böyle de
özen göstereceğim.
2Ko 11:10 Mesih'in gerçeği bende olduğu kadar
kesinlikle diyebilirim ki, Ahaya ilinde hiç
kimse beni böyle övünmekten alıkoyamaz.
2Ko 11:11 Neden mi? Sizi sevmediğimden mi? Tanrı
bilir ki, sizi seviyorum.
2Ko 11:12 Övündükleri konuda bize eşit sayılmak
isteyen fırsatçılara fırsat vermemek için,
yaptığımı yapmaya devam edeceğim.
2Ko 11:13 Bu tür adamlar sahte elçiler, aldatıcı
işçiler, kendilerine Mesih'in elçisi süsü
verenlerdir.
2Ko 11:14 Bu şaşılacak şey değildir. şeytan bile
kendisine ışık meleği süsü verir."
Hristiyanlık/Paganizm konusunda yazan bilim
adamları, Hristiyanlık ile Paganizmin
benzerliklerinden ayrıca Gnostisizm olgusundan
sonra, hristiyanlığın öz itibariyle tamamen
Pagan öğeler üzerine kurulu bir gizem kültü
olduğu sonucunu çıkarmıştır ve bu bilim
adamları, hristiyanlığın kökenine ilişkin, genel
ve özet olarak, şu sonuçlara varır:
Pagan ruhsallığı ve mistisizmi bilindiği üzere,
daha derin, ruhsal ve ezoterik mevzuları
anlatmak için, devamlı mitsel ve sembolik
anlatımlar kullanmıştır, ilk yüzyıllarda yaşamış
pek çok Pagan yazar, bu olguyu defalarca gündeme
getirmiştir, gizli ve mistik öğretiler herkese
anlatılamaz ancak "inisiye" olmuş kişilere
açıklanabilirdi veya halka, "sıradan" insanlara
açıklanırken üzeri mitlerle ve sembolizmle
örtülürdü içlerinden daha "ruhsal" ve "spiritüel"
olanların bunları anlaması
beklenirdi.Dolayısıyla paganlar, Dionysos-Osiris
mitlerini ve benzerlerini gerçek "tarihsel"
olaylar olarak değil de, bir takım ezoterik
konuların şifrelenmiş biçimleri, mit olarak
görüyorlardı çoğu zaman bu mitleri
değiştiriyorlar ve ezoterik hakikatleri sıradan
halka daha iyi anlatmak için
zenginleştiriyorlardı.
Paganlar tarafından pek çok kez işgal edilen ve
kültürel asimilasyona uğrayan Yahudilerden bir
kısmı, özellikle Babil sürgününden ve
İskender'in işgalinden sonra, kendi
geleneklerini terk etmiş ve paganlaşmaya
başlamıştı bu yahudilere "hellenistik yahudiler"
veya "hellenleşmiş Yahudiler" de denmektedir. Bu
yahudiler Pagan mistisizmi ve ruhsallığından
etkilenip kendilerini bu konularda
geliştirmişler ve Gnostisizmin yapılanmasında
çok önemli bir rol oynamışlardır, Gnostisizm
mistisizmi ve ruhsallığı itibariyle Paganizm ile
pek çok konuda aynı olgulardan bahsetmektedir.
Gnostikler, Dionysos-Osiris, Mitra gibi gizem
külterinin izinden giderek bu mitleri kendileri
tekrar yazmaya ve zenginleştirmeye başladılar,
amaçları Paganizm, Hinduizm, Taoizm ve çeşitli
uzak doğu dinlerinde de zaten çok eskiden beri
anlatılmakta olan bir takım "gizli" bilgileri,
aynı Dionysos'çuların ve paganların yaptığı
gibi, mitsel bir kılıfın içine sokarak halka
anlatmaktı, ancak Yahudi kökenden gelen
kişilerin etnik dinlerinde bir "mesih"
beklentisi vardı ve üst üste gelen işgallerden
yağmalamalardan sonra, özellikle MS 70 yılında
bütün yahudilerin dağıtılmasından sonra bu
beklentinin doruk noktasına ulaştığı söylenir,
Osiris-Dionysos mitleri yeniden yazılırken bir
şekilde Yahudi öğeler de kullanılmalıydı.
Yüksek hakikatleri halka mitsel bir kılıf içinde
sunmak amacıyla Gnostikler de kendi Osiris-Dionysos
mitlerini yüksek sembolik ve mistik manalarla
birlikte, oluşturmaya başladı, kurtarıcılarının
adı, daha sonra "İsa" ve ingilizcede "Jesus"
olarak bilinecek, "Iesous" idi. Bu isim
özellikle oluşturulmuştu ve verilmişti çünkü
şifreliydi, 888 yazısını ifade ediyordu, Yunan
alfabesindeki 24 harfin kendisiyle ilişkili
bütün sayıları toplandığında 888 ediyordu ve bu,
"sihirli" sayılıyordu bu nedenle Matematikçi
pagan Pitagor'un izinden de giderek matematiksel
olarak şifreli isim verdikleri bir yaratıcıyla
Dionysos-Osiris mitlerini yeniden yazmaya
başladılar.
İsa mitini oluşturmaya başlayan Gnostiklere göre
İsa, "Daemon" adı verilen ölümsüz yüksek "benlik"i
simgeliyordu, aynı Pagan mistisizminde olduğu
gibi anlatılmak istenen gizli bilgi, Logos da
sayılan bu yüksek benliğin herkesin içinde
oluşuydu, başka bir deyişle bütün insanlar
Tanrı'nın benliğine sahiptiler ve hepsi de
Tanrı'nın "parçalarıydılar" bütün bilinç öz
itibariyle "bir" olanın parçalarıydı, bu
ifadeler ilk yüzyıl gnostik yazarlarca sürekli
dile getirilmiştir.
Bilim adamları, bugünkü kanonik incil'in
içindeki en eski belgelerin, Pavlus'un yazıları
olduğu konusunda hemfikirdirler, Gnostisizm
konusunu gündeme getiren bilim adamlarına göre
Pavlus'un kendisi, Gnostisizmin en büyük
filozofu ve rahibiydi, gerçekten de, ilginç bir
şekilde, ilk yüzyıllarda yaşamış çoğu gnostik ve
pagan, Pavlus'u "ruhsal önderleri" olarak kabul
etmiştir ancak öte yandan Gnostiklerin
oluşturduğu İsa mitini tam aksi ve ilginç bir
şekilde daha sonra "literal" olarak ele alan ve
bütün gizemleri, sırları örterek sadece mitsel
yönüyle ve bunun tarihte gerçekten yaşandığıyla
ilgilenen Roma kilisesine (bugünkü hristiyanlık)
göre Pavlus, ortodoksluğun en büyük savunucusu
idi.
İncil'de Pavlus'un mektupları, gerçekten de
Gnostik terimler ve anlatımlar, mistik ayrıca
anlaşılması "zor" görünen tuhaf sözlerle
doludur, Pavlus "Pastoral mektuplar" da denilen
Timothy ve Titus bölümlerinde Gnostisizmi ilginç
bir şekilde direkt eleştirmiştir! Bu eleştiri,
Gnostisizmin büyük savunucusu olduğu söylenen
Pavlus'un diğer yazdıkları ve mistik
öğretileriyle nasıl açılanabilirdi? Bilim
adamlarının büyük bir kısmı, dil bilimsel, edebi
incelemelerden sonra İncildeki Pastoral
mektupların Pavlus'a ait olmadığı sonucuna
ulaşmıştır, bunlar Pavlus'u "ortodoks hristiyan"
olarak göstermek isteyen literalist Roma
kilisesi tarafından özellikle oluşturulup veya
"elden geçirilip" İncil'e konmuştu.
Pavlus'un mektuplarında (Pastoral mektupları
hariç) İsa'nın gerçekten tarihsel, gerçek bir
figür olduğuyla ilgilenilmez, Gnostiklerin
ruhani lideri olduğu söylenen Pavlus, mistisizm
ve semboller aracılığıyla pek çok şey anlatmaya
çalışır, çarmıh ifadesi literalist
hristiyanların anladığı şekilde (bugüngü
hristiyanlık) literal olarak gerçekleşen bir
olgu olarak görülmez, çarmıh ifadesi ile
sembolizmle çok daha derin ruhani bir hakikat
anlatılmaya çalışılmıştı, çarmıha gerilmek alt
benliği, hayvani doğayı kurban edip üst benliği,
sonsuz enerji ve her canlının içindeki öz olan
Daemon'un idrak etmeyi simgeliyordu, örneğin
paganlara ait çok eski bir sütunda tuhaf bir
şekilde çarmıha gerili, eşşek kafasına sahip bir
adam yanında da inisiye olan bir kişi
resmedilmiştir, eşek kafasına sahip adam alt
benliği hayvani doğayı simgelemektedir. Asıl
anlatılmak istenen herkesin içinde olan Daemon
benliği'dir, alt benliği hayvani doğayı yenip,
üst benliğin Tanrısallığın farkına varılmasıdır,
İsa mitini oluşturan Gnostiklere göre İsa,
Daemonu yani herkesin içinde olan Tanrı'yı
simgeliyordu.
Bilim dünyasında bilindiği gibi, İsa'yı haç
üzerindeyken gösteren en eski bulgular 5.
yüzyıldan sonrasına aittir, ancak son derece
dikkat çekici bir şekilde ilk defa 3. yüzyıla
ait bir kabartma bulunmuştur, bu resimdeki kişi
aynı İsa gibi çarmıha gerilmiş olarak görülür
ama hemen altında Grekçe "Orpheus Bacchus"yazar...Bu
isimler Pagan Tanrısı Dionysos'un diğer
isimleridir! Robert Eisler ve Guthrie isimli
bilim adamları bunlara kitaplarında yer
vermişler ve "son derece dikkat çekici" olduğunu
ifade etmişlerdir.
Çeşitli bilim adamlarınca Gnostik rahip olarak
kabul edilen Pavlus, diğer gnostiklerin mitlerle
gizlediği ve "gizli bilgi, sır" olarak
nitelediği olguyu incil'de şöyle açıklamıştı:
Kol.1:26-27 "....Görevim, Tanrı sözünü, yani
geçmiş çağlardan ve kuşaklardan gizlenmiş, ama
şimdi O'nun kutsallarına açıklanmış olan sırrı
her yerde duyurmaktır. 27Tanrı, kendi
kutsallarına bu sırrın uluslar arasında ne denli
yüce ve zengin olduğunu bildirmek istedi. Bu
sırrın özü şudur: Mesih içinizde bulunuyor. Bu
da size yüceliğe kavuşma ümidini veriyor."
Pavlus'un sahte kabul edilen pastoral mektupları
dışındaki mektupları incelendiğinde, Gnostisizm
öğrettiği açıkça belli olmaktadır, zaten pek çok
pagan ayinini ve Gnostiklerin kullandığı çoğu
terimi,(pneuma, gnosis, teleioi, sophiadoxa
gibi) pagan yazıtlarından da alıntılar yaparak
kullanıp anlatmıştır., buna göre İsa tarihsel
bir figür olmayıp insanların içindeki yüksek
benliği simgeleyen Daemon idi.
Nag Hammadi mağarasında bulunan, Gnostik
yazıtlardan oluşan Nag Hammadi belgeleri
Pavlus'un anlattıklarıyla aynı gibidir, Thomas
İncil'i, Philip incil'i gibi pek çok Gnostik
yazıt da İsa'nın Daemon olduğunu, herkesin de bu
benliğe sahip olduğu dolayısıyla herkesin
Tanrı'nın parçaları olduğu belirtilmektedir.
Sonuç olarak bu konuda yazan bilim adamları;
Gnostiklerin, çeşitli ruhsal sırları anlatmak
için Dionysos/Osiris, Mitra mitlerinden
yararlanarak bilinçli şekilde oluşturdukları İsa
mitinin, MS 70 yılında Yahudilerin paramparça
edilmesi sonrasında, dönemin koşullarının da
etkisiyle Literalist Roma kilisesi tarafından
alınıp elden geçirildiği, hararetli bir şekilde
"mesih" bekleyen yahudilerin beklentileri
doğrultusunda "gerçek" olarak kabul edildiği
böylece "mit" olmaktan bilinçlice çıkarıldığı ve
bugünkü hristiyanlık biçimini oluşturduğu
görüşünü belirtmişlerdir.
KAYNAK WİKİPEDİA
|